Hanife Güdük - Kırşehir'e Değer Katanlar


Bazı hayatlar vardır… Zorluklarla yoğrulur ama sonunda içinden bir ışık, bir sanat doğar.

Ressam Hanife Hanım’ın hikayesi de tam olarak böyle bir hikâye.

Renklerle, sabırla, mücadeleyle ve kalpten gelen bir sanat sevgisiyle örülmüş bir ömür…

1974 yılında Kırşehir Merkez’e bağlı Yukarı Armutlu Köyü’nde, yedi kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelmiş Hanife Hanım. Babası yurt dışı emeklisi, annesi ise ev hanımıymış. İlkokulu köyde, ortaokulu Kırşehir merkezde bitirmiş. Lise ise biraz gecikmeli, açık öğretimle tamamlanmış.

“Tek hayalim öğretmen olmaktı, maalesef olmadı” diyor ve ardından gülümseyerek ekliyor:

“Hayaller diyelim…”

Kısa süren bir evlilikten bir oğlu olmuş, ama hayat planı farklı yazılmış.

“Benimle yaşamıyor, ama o da kendi yolunda. Benim resim serüvenim ondan sonra başladı.”

Başlarda şiir yazıyormuş, kitaplarla iç dünyasını zenginleştirmiş. Gittiği her yerde kitap almış, kurslara katılmış, kendini geliştirmeye çalışmış. Ayrılıktan sonra anne ve babasının yanına dönmüş:

“Geri kalan ömrümü onlara adadım,” diyor.

Annesi Alzheimer hastasıymış, babasının da gözleri görmez olmuş. Tam 14 yıl süren bir bakım süreci…

“Bir süre sonra öyle alışıyorsunuz ki, anne baba ama çocuğunuz gibi oluyor. Tüm ömrünüz onlara gidiyor.”

Ve işte o dönemlerde resim, Hanife Hanım’ın sığınağı olmuş.

“Resim benim dayanağım oldu. Dertlerden, sıkıntılardan kaçmak için en güzel liman…”

Ressamlık hikayesi aslında çocukluğunda başlamış. İlkokul öğretmeni ona,

“Hanife, resim yaptığın kadar matematiği de güzel yapsan,” dermiş.

İlk çizdiği resmi hâlâ hatırlıyor:

“Bir ev, arkasında dağlar, tepede güneş, yanında bir çeşme… Her defasında o resmi çizerdim.”

Kader onu yine resimle buluşturmuş. Dikiş-nakış kursuna giderken Halk Eğitim’in merdivenlerinde duvarda asılı tabloları fark etmiş.

“Herkes bakıp geçiyordu, ben seyrediyordum. İçinde kaybolmak gibi bir şeydi bu.”

O günden sonra resim artık onun için bir hobi değil, bir nefes olmuş.

Kimse yönlendirmemiş, ama o durmamış.

“Benim eğitimim yoktu ama sabrım vardı,” diyor.

“Eskiden sabırsızdım, ama şimdi sabırla resim yapan biriyim.”

“Ailem destek oldu mu?” diye sorunca iç çekiyor:

“Olmadı. ‘Daha ne kadar resim yapacaksın? Ne zaman bitecek bu kurslar?’ diyorlardı. Yakınlarım bile ‘bunu sat, paraya çevir’ diyordu. Ama ben satmak için değil, yaşamak için çiziyordum.”

Bir gün köydeki konağın resmini çizmiş, babasına göstermiş.

“Babamın gözleri zor görüyordu. Baktı, baktı… ‘Güzel olmuş, as duvara’ dedi.

İşte o zaman dedim: Bu iş oldu.”

Hanife Hanım resim yaparken sessizliği, dinginliği ve Türk sanat müziğini seviyor.

“Zeki Müren, Müzeyyen Senar… Eskiler çalar, ben boyarım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamam.”

En sevdiği renkler mavi ve yeşilin tonları.

“Bir gün batımı var ya, o kızılın, kahverenginin, mavinin solduğu o an… İşte o renkleri çok seviyorum. Her tonunu çıkarabilirim.”

Resim yaparken bitişi anlamak da kolay değilmiş.

“Bazen tablo bana bakar, ben tabloya… Eksik bir şey vardır. Bir kuş, bir çizgi, bir ışık. O geldi mi tablo biter.”

Sokak resimleri, eski evler, minyatür çizimleri… En çok bunları yapmayı seviyor.

“Masalımsı desenleri karikatür tarzında birleştirmeyi seviyorum. Son zamanlarda minyatür ilgimi çekiyor.”

Konu bulmakta zorlanmıyor. Sosyal medyayı aktif kullanıyor.

“Ama yaşadıklarımı tam olarak resmedemedim,” diyor.

“Çizersem fazla kasvetli olur, ben yine de umutlu kalayım.”

İşte tam bu noktada, Hanife Hanım’ın emeğinin ilk meyvesi de ortaya çıkmış:

30 Mayıs 2022’de “Fırçanın Ucundaki Hayaller” adlı kişisel yağlı boya sergisini Neşet Ertaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde açmış.

Bu sergi, onun yılların sabrını ve emeğini ilk kez halkla buluşturduğu özel bir an olmuş.

“Resim sergisinde yaptığım bir çalışmaya iki kişinin aynı resmi almak istemesi beni çok duygulandırdı,” diyor.

“Çalışmalarımda Kırşehir’in değerlerine  Ahi Evran, Cacabey, Neşet Ertaş gibi isimlere yer veriyorum. Onlar bu toprakların ruhu.”

“Düşünün, bembeyaz bir tuval… Elinde fırça, o beyaz tuvale kendi dünyanı renklendiriyorsun. Ağaç yeşil, dal siyah, ev sarı… Ortaya bambaşka bir şey çıkıyor. Ruhun dinleniyor.”

Resim onun için hem iç dünyasını dışa vurma yolu, hem de dış dünyayı anlamlandırma biçimi.

İlk sergisinde yaşadığı bir anı unutamıyor:

“Bir kadın geldi, bir tabloya baktı. ‘Bu tablo tam benlik’ dedi. İçinde dağlar, akan su, bir kulübe ve bir sandalye varmış. ‘O adam eşim, sandalyede ben oturuyorum’ dedi. İşte o zaman anladım ki, insanlar kendini resimde buluyorsa, o resim olmuş demektir.”

Kırşehir sevgisini ise şu sözlerle anlatıyor:

“Kırşehir’i çok seviyorum. Bu şehirden başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedim.

Mahallemi, arkadaşlarımı, ailemi… Her birinin hayatımda ayrı bir yeri var.

Kırşehir’de yaşadığım anlardan, sokaklarından, insanlarından ilham alarak pek çok çalışmamda bu şehre yer veriyorum. Çünkü her tablomda biraz Kırşehir var.”

Hanife Hanım’a göre sanat, gençler için en güzel koruyucu alan:

“Sanat kötü alışkanlıklardan, kötü arkadaşlardan uzak tutar. Gençler ister okul okusun ister çalışsın, bir yandan da müzikle, resimle uğraşsınlar. İşleyen demir pas tutmaz. Gelecek onların elinde, yeter ki istesinler.”

Hayatta onu en çok etkileyen kişi babasıymış.

“Babamın bir öğüdü vardı: ‘Yalan söylemeyin. Yalan insanı batırır. Çaldıysan çaldım de, kırdıysan kırdım de ama yalan söyleme.’ derdi. Bu söz, kulağımdan hiç gitmedi.”

Resim alanında ise en çok etkilendiği isim Hoca Ali Rıza Efendi...

“Onlar boya bulamadıkları dönemde ağaç köklerinden boya yaparlarmış. Bizim şartlarımız onların yanında çok kolay.”

“Resim yaparken sessiz, huzurlu, dinginim. Kafamda hiçbir olumsuzluk kalmıyor. Altı, yedi saat hiç durmadan çizebilirim.”

Resimle uğraşmak ona çok şey kazandırmış:

“Sabretmeyi öğrendim, ruhsal olarak iyileştim. Bir tablo bir günde çıkmıyor, iğneyle kuyu kazıyorsun ama bitişi muhteşem oluyor.”

Ve sözü Atatürk’le noktalıyor:

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Gençlere Mesajı:

“Gençlere tavsiyem şu: Okuyun. Zamanınız varken okulunu okuyun. Ben alaylıyım, ama siz mektepli olun.

Sanatı ister meslek olarak, ister hobi olarak yapın. Ama bilin ki ressamlık, genelde öldükten sonra kıymet gören bir meslek.

Yine de çizin, bırakmayın, üretin… Çünkü sanat ruhun nefesidir.”

İşte Hanife Hanım’ın hikayesi böyle...

Bir köyde doğup, renklerle büyüyen, hayatın fırtınalarından fırçasıyla çıkan bir kadının hikayesi.

Kırşehir’in sessiz sokaklarında belki kimse farkında değil ama o, her fırça darbesiyle bu şehre yeni bir renk katıyor.

Yorumlar