Kırşehir’in bereketli topraklarından, Karahıdır Köyünden bir çocuk düşünün…
Kuzu güderken hayal kuran, tırpanla ekin biçerken geleceğini inşa eden bir çocuk.
O çocuk büyüyüp binlerce öğrencinin gönlüne dokunacak bir öğretmen, bir şair, bir memleket sevdalısı olacak deseler, kim inanırdı?
Ama oldu işte… O çocuk Veysel Turgut’tu.
1952 yılında, on çocuklu bir ailenin sekizinci ferdi olarak dünyaya geldi.
Ev kalabalıktı ama sevgi boldu. Babası toprağı işler, annesi evin yükünü çekerdi.
Veysel küçük yaşta hem tarlayı hem kitabı tanıdı.
Sabah kuzularla dağa çıkar, akşam eline kitabını alırdı.
Üç ağabeyi Almanya’ya gidince köydeki işlerin çoğu ona ve kardeşine kaldı.
Tırpanla çayır biçti, harmanda döven sürdü, saman çekti…
Ama hiçbir zaman okumaktan vazgeçmedi.
İlkokulu Karahıdır’da, ortaokulu Çiçekdağı’nda, öğretmen okulunu ise Kırşehir’de yatılı olarak okudu.
Yani hem çalıştı, hem okudu; hem emek verdi, hem umut etti.
1971 yılında Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Akkaya Köyü’ne öğretmen olarak atandı.
Orası “Tozanlı” denilen, kışın yolları kapanan, en mahrum yerlerden biriydi.
Kasım ayında kapanan yollar, ancak Nisan sonunda açılırdı.
Kış tatilinde memlekete gitmek için Tozanlı deresi boyunca iki gün yürür,
sonra kamyonla Tokat’a, oradan da otobüsle Sivas’a ulaşırdı.
Zorluklar onu yıldırmadı. Köylülerle gönül bağı kurdu, beş yıl boyunca tek başına öğretmenlik yaptı.
Bir yandan ders verdi, bir yandan köyün bir parçası oldu.
Beş yılın sonunda memleketine döndü; Akpınar’ın köylerinde, Boztepe ve Kaman’da hem öğretmenlik hem idarecilik yaptı.
Gittiği her okulda iz bıraktı.
Okumayı hiç bırakmadı.
Çalışırken Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni dışarıdan bitirdi.
1991’de Kırşehir Merkez Erol Güngör İlköğretim Okulu’na geldi.
Yılların birikimiyle yüzlerce öğrenci yetiştirdi.
1997’de Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda Müdür Başyardımcısı iken emekli oldu ama eğitim aşkını emekliliğe sığdıramadı.
Her öğrencisine kendi evladı gibi davranır, “Okul sadece bilgi değil, insan yetiştirme yeridir” dermiş.
Gerçekten de öyleydi.
Sadece eğitimle değil, toplumla da ilgilendi.
1989’da Kaman’da Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı’nın (TÜRKAV) kurucularından oldu.
1993’te Kırşehir TÜRKAV Başkanlığı’na seçildi.
O dönemde kamu çalışanlarının hakkını savunmak için büyük emek verdi.
Ardından Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in Kırşehir’deki kuruluşunda öncülük etti.
Emek, adalet ve hak mücadelesi onun için bir inanç meselesiydi.
Kırşehir’de en çok üyeye sahip sendika haline gelmelerinde büyük payı vardı.
Bu başarılar onun adını siyasette de duyurdu.
1998 Eylül ayında MHP Kırşehir İl Başkanlığı’na getirildi.
1999’daki genel ve yerel seçimlerde iki milletvekili ve on dört belediye başkanı çıkararak partisini birinci yaptı.
Ama o koltuk için değil, hizmet için oradaydı.
Şeker Fabrikası’nın kurulmasında, Petlas mağduru işçilerin yeniden iş bulmasında emeği geçti.
Siyaseti, insan için yapmış bir isimdi.
Bir de kalem tarafı var tabii…
O, aynı zamanda bir şair.
Daha ortaokul yıllarında şiirle tanıştı.
Vatan, millet, bayrak ve Türk dünyası onun dizelerinde can buldu.
Ama sadece bu değil; özlem, hasret, sevda ve insan sevgisi de onun şiirlerinin vazgeçilmezi oldu.
Şiirleri Milli Kültür, Türk Edebiyatı, Çıngı, Kumru, İLESAM, Yesevi gibi birçok dergide yayımlandı.
Antolojilerde yer aldı, gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.
Katıldığı pek çok yarışmada ödüller kazandı.
Türkiye’nin dört bir yanında ve Azerbaycan’da şiir şölenlerine katıldı, Kırşehir’i temsil etti.
Azerbaycan’da kendisine “Türk Dünyasına Hizmet Belgesi” verildi.
Ayrıca T.C. Kültür Bakanlığı tarafından “Halk Şairi” unvanına layık görüldü.
En büyük arzusu, Kırşehir’in kültürünü, erenlerini ve büyüklerini Türkiye’ye ve dünyaya tanıtmaktı.
Nereye giderse gitsin, bu davayı anlattı.
2013 yılında “Gurbeti Özledim” adlı şiir kitabını çıkardı.
Kitapta hem yüreğini, hem memleket hasretini dile getirdi.
Şimdi de makalelerini ve anılarını kitaplaştırmak için çalışıyor.
Kırşehir Şairler ve Yazarlar Derneği (KIYŞAD) başkanlığı yaptı; ASKED ve İLESAM üyesi olarak kültür dünyasında yer aldı.
Yakın zamana kadar bir yerel gazetede köşe yazarlığı yapıyor, bir yerel TV’de de yorumculuk ediyordu.
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nde hakkında tez bile yazıldı.
“Şair Veysel Turgut: Hayatı, Sanatı, Şiirleri Üzerine Bir İnceleme” adlı bu tez, kitap olarak yayımlandı.
Bu da onun emeğinin, şiirinin akademik bir değere ulaştığının göstergesi.
Evli ve dört çocuk babası…
Adalet Hanım’la birlikte Neslihan, Gülhan, Aslıhan ve Namık Ziya adında dört evlat yetiştirmiş.
Hepsi de babaları gibi eğitimci.
Yani onun mirası sadece şiir değil, insan yetiştirme geleneği olmuş.
Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal, onun için ne güzel söylemiş:
“Bal yapmaya dönen arı gibi çiçek çiçek gezen Turgut’un zengin bir şiir coğrafyası var.
Orhun Irmağı’ndan Drama Köprüsü’ne kadar, büyük Türk dünyasının tamamı onun şiir sağdığı muazzam iklimi oluşturuyor.”
Rahmetli gazeteci Duran Erdoğan da bir röportajında şöyle demişti:
“Bu röportajın konuğunu sizlere anlatmakta zorlanıyorum. Baştan sona okuyunca, nev’i şahsına münhasır özellikleriyle örnek bir insan, örnek ve önder bir eğitimciyi tanıyacaksınız.”
Gerçekten de öyle…
Veysel Turgut, hem kalemiyle hem duruşuyla örnek bir Anadolu insanı.
Sözünde vefa, işinde emek, yüreğinde memleket var.
Ve onu en güzel yine kendi dizeleri anlatıyor:
Ozan Turgut der ki benlikten sakın,
Zalimden uzak dur, mazluma yakın.
Riyakâr insana tavrını takın,
Aman dileyenler kovulmaz oğul.
İşte böyle bir ömür…
Tırpanla başlayıp kalemle devam eden,
dağ köylerinden şiir meclislerine, gönül sofralarına uzanan,
gerçek bir Anadolu hikâyesi…
Veysel Turgut’un hikayesi.
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder