1956 yılının Sivas’ın, Şarkışla ilçesine bağlı Deliilyas kasabasında dünyaya gelir Zübeyde Gökbulut.
O yılların Anadolu’da, özellikle kız çocuklarının okuması kolay değildir.
Toplumun beklentileri, imkânların sınırlılığı, geleneklerin gölgesi… ama
Zübeyde’nin içinde sönmeyen bir ışık vardır.
Küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye, kendini geliştirmeye, hayata dokunmaya dair
büyük bir merakı vardır. Her yeni gün, onun için yeni bir umut demektir.
Elindeki imkân ne kadar kısıtlı olursa olsun, aklındaki hayal bir o kadar
büyüktür.
O ışık, onu köy yollarından sınıf sıralarına, oradan da hayatlara dokunan bir
öğretmenliğe taşıyacaktır.
İlkokulu kendi kasabasında, ortaokulu Sivas merkezde, öğretmen okulunu ise
Kayseri Kız İlköğretmen Okulu’nda bitirir.
Henüz genç bir kızken, içinde taşıdığı öğrenme ve öğretme aşkı onu hep ileriye
taşır. 1974 yılı meslek hayatına adım attığında, öğretmenlik onun için sadece
bir meslek değil, hayatının anlamı, nefesi ve kimliğinin bir parçasıdır.
Yirmi yıl boyunca köy köy, okul okul dolaşır; kimi zaman sobası tüten bir
sınıfta, kimi zaman çatısı akan bir okulda, ama her zaman yüreğinde sevgiyle,
azimle ders anlatır.
“Her türlü zorluğa rağmen, o yıllar meslek hayatımın en anlamlı dönemiydi.”
derken, aslında bir dönemin fedakâr öğretmenlerinin hikâyesini de anlatır.
Elinde olmayan nedenlerle 1998 yılında öğretmenliğe veda etmek zorunda
kalır. Fakat içindeki öğretmen ruhu, öğrencilerine, sanata ve üretmeye olan
sevgisi hiçbir zaman sönmez.
Görev yaptığı son beş yılın iki yılı boyunca, müzik branşından dolayı hem
Süleyman Türkmani hem de 30 Ağustos okullarında görev yapar.
İkinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar yüzlerce öğrencinin müzik dersine girer;
kimi zaman bir melodika sesiyle, kimi zaman bir koro provasıyla okulun
koridorlarını neşeyle doldurur.
Görev aldığı her okulda yılsonu gösterileri, piyesler, korolar ve monologlar
düzenler. Çünkü inanır ki,
“Bilgi öğrenilir, unutulur; ama özgüvenle sahneye çıkan bir çocuk, kendini
ifade etmeyi asla unutmaz.”
Zübeyde
Gökbulut’un kalemle tanışması, yatılı okul yıllarına dayanır. Sağ-sol
çatışmalarının yoğun yaşandığı o dönemlerde, teksir kâğıtlarına “VATANIM”
başlıklı ilk şiirini yazarken, tarih öğretmeni şiiri elinden alır ve ona dönüp
“Kızım, sen Abdal mısın?” der.
Bu cümle, belki de onun içindeki yazma tutkusunu ateşleyen ilk kıvılcım olur.
Henüz 14 yaşındayken “ÇİLE” adını verdiği ikinci şiirini kaleme alır.
Yıllar sonra bu şiir, sanatçı Mehmet Çetin’in sesiyle müzikle buluşur.
2007 yılında
“Bir Yürek İnsan” adlı ilk şiir kitabını yayımlar.
2023’te ise “Gelince” isimli ikinci kitabıyla okurlarının karşısına çıkar.
Elliye yakın antolojide şiirleri yer alır; birçok yarışmada ilk üçe girmeyi
başarır.
Kartal Belediyesi’nin düzenlediği Çanakkale konulu yarışmada, “Bu Hangi
Sevdanın Yangını Böyle?” adlı şiiriyle Türkiye birincisi olur.
O şiir bugün Havran’daki Koca Seyit Anıt Mezarı’nın girişinde, bir tabela
üzerinde yer alır.
Zübeyde
Gökbulut, 45 yıldır eşiyle birlikte Kırşehir’de yaşamaktadır.
Burada sadece yazmakla kalmaz, kentin kültürel hayatına yön veren isimlerden
biri olur.
Kırşehir Yazarlar ve Şairler Derneği (KIYŞAD)’ın kurucu başkanıdır.
Aynı zamanda İLESAM İl Temsilciliği yapar, on yıl boyunca Kırşehir Kent Konseyi
Şairler ve Ozanlar Grubu Başkanlığı görevini yürütür.
Katıldığı
etkinliklerde Kırşehir’i her zaman büyük bir gururla temsil eder.
Yerel televizyon AHİ TV’de, jenerik müziği de kendisine ait olan “Gönülden
Düşen Damlalar” adlı şiir programını bir yıl boyunca hazırlar ve sunar.
Konuklarını, Türkiye’nin dört bir yanında sahnede dinlediği şairlerden seçer.
Çünkü der ki:
“Şiir
utanılacak bir şey değil, şiir mutlaka anlaşılmalı.”
Bir canlı
yayında, Çerkez Bozdağ isimli bir öğretmen ona sorar:
“Ben bir erkek olarak yıllarca şiir yazdığımı gizledim. Siz bir kadın olarak
nasıl bu kadar cesur oldunuz?”
Gökbulut’un cevabı nettir:
“İşte bu
yüzden buradayım. Şiir anlaşılmalı, anlatılmalı.”
Bu sözlerden
sonra Kırşehir’de şiir adına daha fazlasını yapma kararı alır.
2010 yılında dönemin Valisi Lütfullah Bilgin’e çıkarak, “Bu şehir, şiirle
anılmayı hak ediyor.” der. İlk girişimi sonuçsuz kalsa da pes etmez.
Yeni vali M. Ufuk Erden’le yaptığı görüşmede destek görür ve böylece Uluslararası
Âşık Paşa Şiir Şöleni hayata geçer.
30 konukla
başlayan bu gönül yolculuğu, tam 11 yıl sürer.
Türkiye’nin dört bir yanından, hatta yurt dışından gelen şairler Kırşehir’de
buluşur.
Zübeyde Gökbulut, o yılları anlatırken “ Şiir adına kapılar araladığımı, hatta
ardına kadar açtığımı biliyorum, çünkü yazan çokmuş ama ayıp diye
gizliyorlarmış bilinir veya bilinmez..” diyor gururla.
55 yılı
aşkın süredir şiirle iç içe olan Gökbulut’un, söz ve müziği kendisine ait
kırktan fazla eseri vardır.
Bu eserlerden bazıları farklı sanatçılar tarafından seslendirilip YouTube’da
müzikseverlerle buluşmuştur.
Evli, iki
çocuk ve dört torun sahibidir.
Ama o, en büyük mutluluğunu “yüreğine dokunduğu öğrencilerinde” bulur.
“Onlardan bahsetmiyorum,” diyor mütevazı bir gülümsemeyle, “çünkü o zaten bizim
asli görevimizdi.”
2002 yılında
annesini kaybettiğinde büyük bir boşluğa düşer.
Yeğeninin desteğiyle bir bilgisayar edinir ve edebiyat sitelerine üye olur.
O günden sonra kalemiyle yeniden buluşur. Yazdıkları, hem kendi yarasını sarar
hem de başkalarının kalbine umut olur.
Bugün dönüp
baktığımızda, bir öğretmenin kaleminden doğan bu uzun yolculuk, sadece şiirin
değil; azmin, sevdanın ve inancın hikâyesidir.
Kırşehir’in kültürel hayatında unutulmaz bir iz bırakmış, yüzlerce gönüle
dokunmuştur.
Teşekkürler...
Zübeyde Gökbulut, Kırşehir’in adını şiirle, kültürle, zarafetle anılacak
hale getiren öncü bir isimdir.
Bir öğretmenin yüreğinden doğan o sevda, yıllar geçse de sönmeyen bir ışık gibi
hâlâ nice gönülleri aydınlatmaktadır.
Onun kaleminden dökülen dizelerde, sahneye taşıdığı öğrencilerde, dokunduğu her
yaşamda; sabrın, emeğin ve inancın izleri vardır.
Zübeyde Hocamız, sadece bilgi aktaran bir öğretmen değil; aynı zamanda
sanatın, estetiğin ve insan sevgisinin taşıyıcısı olmuştur.
Kırşehir’in kültürel dokusuna kattığı değerler, yetiştirdiği sayısız öğrencinin
başarılarında, şehirde yankılanan her şiir ve her nota arasında yaşamaktadır.
Bugün, geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki; Zübeyde Gökbulut’un hikayesi,
bir insanın azimle, sevgiyle ve inançla bir şehri nasıl güzelleştirebileceğinin
en güzel örneklerinden biridir.
Kırşehir’e kattığı tüm değerler, kültürümüze kazandırdığı zenginlikler ve
unutulmaz eserleri için kendisine gönülden teşekkür ediyorum.
Böylesi insanlar şehirlerin hafızasında yalnızca bir isim olarak değil; iz
bırakan bir ruh, ilham veren bir ışık olarak yaşamaya devam ederler.
Saygı, sevgi ve minnetle…
Murat UZUN

Yorumlar
Yorum Gönder