1984 yılında Kırşehir’de doğan Osman, esnaflığın içine doğmuş bir insan. Babası Şahin Kımçak, uzun yıllar şehrin tanınan baharatçılarındandı. Annesi Fatma Hanım ise hoşgörüsü, sabrı ve mütevazılığıyla Osman’ın karakterine yön vermiş bir Anadolu kadınıydı. Osman Kımçak, o küçük müstakil evde kardeşleriyle birlikte sade ama bereketli bir hayatın içinde büyüdü.
Çocukluğu, Kılıçözü Deresi’nde balık tutmak, Büngüldek Camii çevresinde arkadaşlarıyla oyun oynamak ve çarşıda babasına yardım etmekle geçti. Henüz okula giderken bile, babasının baharatçı dükkânında vakit geçirir, dükkanın önünü süpürür, testilere su taşır, misafirlere ikramda bulunurdu.
“O zamanlar benim görevim testileri doldurmaktı,” diyor gülerek. “Pazar yolu üzerindeydi dükkanımız, herkes gelip o sudan içerdi. O destiler hiç boş kalmazdı, ben de kendimi çok önemli hissederdim.” Osman Bey için babası sadece bir baba değil, bir öğretmen, bir usta, bir hayat rehberi olmuş.
Çocuk yaşta dükkânda gördüklerini, babasının müşterilerle kurduğu dostane ilişkiyi, alışverişteki dürüstlüğünü adeta bir okul gibi öğrenmiş. “Babam hem öğretmenim hem ustamdı,” diyor. “O dükkân benim için bir hayat okuluydu. Müşteriyle konuşmak, hal hatır sormak, insanlarla bağ kurmak bana büyük keyif verirdi.”
Bugün hâlâ babasının bir sözünü hiç unutmuyor.
“Paranı kaybet, itibarını kaybetme.”
Ona göre paranın kaybı telafi edilir ama itibar bir kere giderse bir daha geri gelmez. Bu anlayışla, ticaretin her aşamasında güveni ve samimiyeti merkeze koymuş. Kırşehir Çarşısı’nda yıllardır aynı dükkânda hizmet veren Osman Kımçak, “Baharat kokusu benim parfümümdür,” diyor.
Gerçekten de öyle. Onu çarşıda görseniz, hemen tanırsınız — üzerindeki tarçın, karanfil, kahve kokusu adeta imzası gibi. “Tanımadığım insanlar bile ‘Siz baharatçı mısınız?’ diye sorar,” diyor gülerek. “O kokular artık üzerime sinmiş.”
Yıllar geçtikçe baharat kokuları arasında büyüyen Osman Bey, her ürünün kokusundan, tazeliğinden, kalitesinden anlayan bir usta olmuş.
“Artık çoğu baharatı kokusundan tanırım,” diyor gururla.
“Biz kendi yemediğimiz hiçbir ürünü müşteriye satmayız. Yalnızca yerel üreticilerden, taze ve güvenilir ürünleri tercih ederiz. Çünkü esnaflıkta en önemli şey güvendir.”
Yıllar geçse de, Osman Kımçak’ın yüzündeki samimiyet, dükkânındaki o eski sıcaklık hiç değişmemiş. Kırşehir’in çarşısında her zaman güvenin, tebessümün ve helal kazancın simgesi olmaya devam ediyor. Onun dükkânına giren herkes, sanki eski bir dostunun evine uğramış gibi hissediyor. Bir kahve kokusu, bir sohbet, bir dua… Hepsi bir arada.
Zaman zaman çırakları da olmuş, kimi öğrenci harçlığını çıkarmak için, kimi merakla öğrenmek için gelip çalışmış. Osman Bey onların her birine hem ustalık hem ağabeylik etmiş.
“İş sadece kazanmak değildir, öğretmek de esnaflığın bir parçasıdır,” diyor. Bugün Kırşehir’in birçok yerinde kendi işini kuran gençlerin içinde, Osman Usta’nın yanında yetişmiş olanlar da var.
Bugün eşi Asuman Hanım’la birlikte sabah erken saatlerde “Bismillah” diyerek dükkânını açıyor. “Helalin bereketi vardır,” diyor ve her işini bu anlayışla yürütüyor. Yıllardır aynı sokakta, aynı samimiyetle, ‘Şahin Baharat’ tabelasının altında müşterilerini ağırlıyor. Burası sadece bir dükkân değil, yılların emeğiyle kurulmuş bir dostluk yuvası gibi.
Kimi gelir baharat alır, kimi gelir bir çay içip içini döker. Osman Bey de her biriyle aynı özenle ilgilenir. Osman Kımçak’ın esnaflığa bakışı, sadece ticaret değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi. Ahilik geleneğini hem işinde hem karakterinde yaşatıyor.
“Biz Ahilik diyarında yaşıyoruz,” diyor.
“Ahi Evran-ı Veli’nin bize bıraktığı en büyük miras, doğruluk ve dürüstlüktür.
O kültürü yaşatmak, sadece esnaf olmanın değil, iyi bir insan olmanın da gereğidir.”
Elbette esnaflık kolay değil. Osman Bey, bu işin hem zahmetini hem bereketini iyi bilenlerden.
“Zorluklar hep oldu,” diyor. “Ama bizde pes etmek yok. Allah’ın izniyle her zorluğun altından kalkmayı öğrendik.” Zor zamanlarda onu ayakta tutan en büyük güç, yine babasının öğütleri olmuş:
“Şükür etmeyi bil, azla yetinmeyi öğren.”
Osman Kımçak’a göre iyi esnaf olmanın temelinde iyi insan olmak yatıyor. “İyi insan olursanız, payınıza hep iyilik düşer,” diyor. “İyi esnaf demek, sattığı ürünü tanıyan, müşteriyi kandırmayan, kazandığı parayı helalinden kazanan insandır.
Fahiş fiyat değil, makul kazançtır esnaflığı yaşatan.”
Bugün dükkânına gelen birçok müşteri, çocukluğunun kokusunu buluyor orada.
“Ben bu dükkâna dedemle gelirdim,” diyen de oluyor,
“Annemin baharatçısı sizdiniz,” diyen de.
Osman Bey için bu sözlerin her biri, yılların emeğinin, güveninin bir karşılığı.
“O sözleri duyunca bütün yorgunluğum geçiyor,” diyor.
Küçük şehirde esnaf olmanın güzelliğini ise şöyle özetliyor:
“Nereye gidersen git, seni tanıyan biri çıkar.
Hastaneye gitsen bir hemşire, pazara gitsen bir müşteri, herkes selam verir.
O samimiyet bizim en büyük servetimiz.”
Gençlere de bir tavsiyesi var:
“Sabırlı olun, dürüst olun, azimli olun. Paradan önce itibarı kazanın.”
Bugün geriye dönüp baktığında, “İyi ki bu şehirde kalmışım,” diyor.
“Gurbete gitmedim, baba ocağında kaldım. Kırşehir benim hem vatanım hem yuvam.”
Ve son olarak soruyoruz:
“Osman Kımçak ismi nasıl hatırlansın isterdiniz?”
O da mütevazı bir tebessümle cevap veriyor:
“İnsanlar tarafından sevilen, güvenilen, dürüst bir Ahi esnafı olarak anılmak isterim.”
Evet, Kırşehir’in çarşısında o tanıdık baharat kokusu duyulduğunda,
o koku sadece karanfilin ya da tarçının değil;
bir Ahi’nin alın terinin, emeğinin, dürüstlüğünün kokusudur.
Murat Uzun der ki...
Osman Kımçak benim çocukluk arkadaşım. Yıllar geçse de yüzündeki tebessüm, insanlara karşı olan saygısı ve sevgisi hiç eksilmedi. Onu tanıyan herkes bilir; samimiyeti, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla Kırşehir esnaflığının güzel bir örneğidir. “Kırşehir’e Değer Katanlar” yazı dizisinde yer alması, benim için hem bir onur hem de büyük bir gururdur.
Kendisine ve kıymetli ailesine sağlıklı, huzurlu ve bereketli ömürler diliyorum.
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder