1987 yılının sakin bir Kırşehir sabahında dünyaya gelmiş Fazıl Batı.
İlkokulu ve ortaokulu AşıkPaşa İlköğretim Okulu’nda, liseyi ise 2005 yılında Kırşehir Lisesi’nde bitirmiş. Ardından 2008–2012 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Halk Oyunları Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlamış. Bugünse mezunu olduğu o bölümde yüksek lisans eğitimine devam ediyor.
Fazıl’ın çocukluğu, ilkokula başlayana kadar Kırşehir’in Boztepe ilçesine bağlı Külhüyük köyünde geçmiş. Kalabalık, bir o kadar da sevgi dolu, bağları kuvvetli bir ailede büyümüş. Erkek kardeşiyle birlikte tam bir doksanlar çocuğuymuş onlar. O yılların saf, içten, samimi havasını içine çekmişler doya doya.
Müziğe, halk oyunlarına, sanata olan ilgisi ise aileden geliyormuş. Çünkü Fazıl’ın anne ve babası türküleri, şarkıları sever; düğünlerde, özel günlerde halayın başında olurmuş. Akrabalar arasında saz çalan, söyleyen, çalıp çağıran çokmuş. Bu ortam, onun sanatla tanışmasının ilk adımı olmuş.
Müzikle ilgili hatırladığı ilk şeylerden biri, köyde babasının kendisine ve kardeşine plastik bir bağlama almasıymış. Üstünde çoban resmi olan o oyuncak bağlama hâlâ satılırmış. Hatta geçen yıl, üç yaşındaki yeğenine aynı bağlamadan almış; “İnanılmaz bir duyguydu,” diyor Fazıl.
Babası anlatırmış; daha bir buçuk yaşındayken amcasının düğünü için eve bırakılan davul, zurna, bağlama, darbuka, keman gibi enstrümanlarla oynamaya başlamış. Sarımsak döveceği, kumanda, leğen kapağı... ne bulduysa tokmak yapar, davul gibi çalarmış. Rahmetli babaannesi iki leğeni birleştirip omzuna asar, eline de çubuk verir, “Al bakalım davulcu oğlum,” dermiş. Fazıl, o günleri hâlâ gözünün önünde gibi hatırlıyor. Düğünlerde ortadan kaybolduğunda, mutlaka davulcuların yanında bulunurmuş.
İlkokul yıllarında bu ilgiyi fark eden sınıf öğretmeni, onu törenlerde şarkı söyletip flüt çaldırmaya başlatmış. Fazıl hem müzikte hem sporda aktif bir çocukmuş. Tiyatroya bile çıkmış; iki cümlelik rolü olmasına rağmen “Sam Yeli” adlı oyundaki “Bekçi” rolünü hiç unutmuyor.
Flüt bir süre sonra ona yetmemeye başlamış, gönlü bağlama çalmaya düşmüş. Annesi de çok istemiş ama o zamanın şartları el vermemiş. Yıllar geçtikçe içindeki bağlama sevdası büyümüş de büyümüş.
Ve bir gün, hayatına dokunan bir isim olmuş: Teyzesi Figen Şanlı.
Fazıl anlatırken gözleri doluyor. 4 Ağustos 2025’te kaybettiği Figen öğretmen, ona “Yetenek sınavları var, sen müzik öğretmeni olabilirsin,” demiş. İşte o söz, onun hayatını değiştiren cümle olmuş. O yaz Aydost Derneği’ndeki kursa yazılmış. Emanet bağlamayla başlamış ama kısa süre sonra sahibi geri isteyince elinde saz kalmamış. Çok üzülmüş ama babası imkânlarını zorlayıp ona bir bağlama almış. O günü hiç unutmuyor.
Kasapta çalışırken yanlışlıkla üç parmağını kesmiş ama yara bandı takıp yine kursa gitmiş. Acıya rağmen sazını bırakmamış.
Aydost Derneği, sadece müzik değil; halk dansları, sanatın her türüyle iç içe bir yerdi. Fazıl’ın ilgisi, sevgisi hocalarının da dikkatini çekmiş. Onların teşvikiyle özel yetenek sınavlarına hazırlanmış.
Bu süreçte tanıdığı hocalar, onun hayatında iz bırakmış: Müzik öğretmeni Adil Yenidünya, nefesli sazlarla tanışmasını sağlayan Atilla Sönmez ve Türk Halk Oyunları öğretmeni Tarık Şentürk.
Fazıl, müzik bölümünden ziyade halk oyunları bölümünün kendine daha uygun olduğunu hissetmiş ve o yöne yönelmiş. Usta öğretici belgesiyle halk eğitim merkezlerinde eğitmenlik yapmış.
Sınavlara hazırlandığı dönemde yaşadığı bir olay, hâlâ hafızasında.
Bir akrabası onu elinde bağlama ile görünce “Bu işlerin sonu yok Fazıl, ekmeğini eline al, sonra çalarsın” demiş.
Fazıl ise, “Ben ekmeğimi bundan kazanacağım,” diye cevap vermiş.
Yıllar sonra o kişi, “Helal olsun sana,” diyerek onu ilk tebrik edenlerden olmuş.
O yıllarda her üniversitenin sınavı farklı tarihlerdeydi. Her bir sınav ayrı bir masraf demekti, dolayısıyla yılda sadece birine girebiliyordu.
2006’da İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın sınavında ikinci aşamada elenmiş.
2007’de Sakarya Üniversitesi’nde de yine ikinci aşamada elenmiş.
İki yıl üst üste kaybetmenin ağırlığıyla eve dönmüş.
Üstüne, hocası Adil Yenidünya’yla da bir yanlış anlaşılma yüzünden araları açılmış.
Tam her şeyden umudunu kesecekken, 2007 yılında sınavda tanıştığı dostu Gökhan Demirdöğmez, Kırşehir’e gelerek ona yardım etmiş.
Tuşu olmayan, tornavidayla bastıkları eski bir orgla birlikte çalışmışlar. Gökhan, ona ses eğitimi, ritim çalışması yaptırmış.
Ve 2008’de Fazıl yeniden sınava girmiş.
Bu kez Sakarya Üniversitesi Türk Halk Oyunları Bölümü’nü 2. asil olarak kazanmış!
Ailesinin ve kendisinin yaşadığı gururu anlatırken hâlâ sesi titriyor.
Adil hocasına haber verdiğinde, hocası “Sen kendine yakışanı yapmışsın evladım,” demiş. O gün, aralarındaki kırgınlık da sona ermiş.
Üniversite yılları kolay geçmemiş.
Hem çalışmış hem okumuş, birçok zorlukla mücadele etmiş ama pes etmemiş.
Kıymetli hocalardan aldığı derslerle dört yılın sonunda mezun olmuş.
Pedagojik formasyonunu Erciyes Üniversitesi’nde tamamlamış ve ardından memleketi Kırşehir’de alanında hizmet etmeye başlamış.
Fazıl Hoca sahnenin adamı. Halk oyunlarını bir dans değil, bir kültür, bir ruh olarak öğretiyor. Çocuklara, gençlere sadece figür değil; gelenek, duruş, kimlik kazandırıyor.
Yıllardır bu işin içinde. 2007’de Hacıbektaş’ta başlamış bu sevdaya. Adapazarı’nda, Erenler’de, Kırşehir Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nde, Boztepe Halk Eğitim Merkezi’nde görev yapmış. 2016’dan bu yana da Bil Kolejlerinde yüzlerce öğrenci yetiştiriyor.
Türkiye’nin dört bir yanında sahneye çıkmış. Türk Güneşi Dans Tiyatrosu’nda dans etmiş, Erzurum Kış Olimpiyatları’nda, Mersin Akdeniz Oyunları’nda görev almış. Yurt dışında da ülkemizi temsil etmiş; Makedonya’da, Kosova’da, Hollanda’da, Bosna’da, daha nice ülkede bayrağımızı taşımış.
Festival, yarışma, açılış, tören demeden gitmiş her yere. Ankara’dan Antalya’ya, Afyon’dan Yozgat’a kadar nerede halk oyunu varsa, orada Fazıl Batı olmuş.
Onu izleyen herkes bilir, sahneye çıktığında o coşku hemen yayılır. Çünkü Fazıl Hoca işini sadece meslek olarak değil, bir sevda olarak yapıyor.
Hem müziğiyle hem halk oyunlarıyla hem de öğretmenliğiyle bu şehre değer katan bir isim.
Bugün Fazıl Batı, hem Türk Halk Müziği hem de Türk Halk Oyunları alanında, ülkemizi ulusal ve uluslararası sahnelerde, olimpiyatlarda, yarışmalarda ve festivallerde temsil etmiş bir isim.
Kazandığı dereceler kadar, kültürünü, toprağını, türküsünü, oyununu yaşatmanın gururunu taşıyor.
Ben, Murat Uzun…
Bu satırları yazarken bir kez daha anladım ki; bazı insanlar müziği çalmaz, yaşar.
Fazıl Batı da o insanlardan biri.
Ritmini yüreğinde taşıyan, toprağın sesine kulak veren, her vuruşunda memleketinin izini bırakan bir gönül adamı…

Yorumlar
Yorum Gönder