Serdar Güneş - Kırşehir'e Değer Katanlar



Kırşehir’in toprağı bereketlidir; sadece buğday, arpa değil, yiğit insan da yetiştirir. İşte o yiğit insanlardan biri, ömrünü Türk kültürüne, töresine ve insanına adamış bir gönül eri: Serdar Güneş.

1970 yılında Hacıbektaş’ın Karaova köyünde dünyaya gelir Serdar Güneş. Üç erkek kardeşten biridir. Çocukluğu köyde, bereketli tarlaların, dut ağaçlarının, dostluk dolu imece günlerinin arasında geçer. O yıllarda köydeki her çocuk gibi sabah erkenden kalkar, babasına tarlada yardım eder, akşam olunca köy odasında büyüklerin sohbetini dinlerdi. O sohbetlerde, Türk’ün töresi, ahlakı, vatan sevgisi anlatılırdı; işte o değerler onun karakterine işte o yaşlarda kazındı.

1976 yılında ailesiyle birlikte Mucur’a taşındılar. O gün bugündür Mucur, Serdar Güneş’in hem memleketi hem hikâyesinin kalbidir. İlk, orta ve lise öğrenimini Mucur’da tamamladı. Her fırsatta “okul sadece sınıfta değil, hayatın içindedir” der.

Genç yaşında askere gittiğinde görevini İzmir Yenifoça ve Kahramanmaraş’ta yaptı. O yıllarda birçok kişinin askerliği kısalırken, onun dönemi üç ay uzatılmıştı. Fakat Serdar Güneş buna hiç aldırmadı. “Vatan hizmeti uzamaz, kutsallaşır.” dedi ve görevini onurla tamamladı.

Asker dönüşü çalışma hayatına atıldı. Petlas Lastik Fabrikasında beş yıl boyunca güvenlik görevlisi olarak görev yaptı. İşini ciddiyetle, özveriyle yaptı. Herkese karşı dürüst, disiplinli ve güler yüzlüydü.

2002 yılında ticaret hayatına atıldı, kendi işini kurdu. “Rızkın yarısı cesarettir” derler, o da cesaret etti, denedi, üretti. Beş yıl boyunca Mucur’da ticaretle uğraştı.

Fakat onun gönlünde başka bir hizmet vardı. İnsanla, memleketle, kültürle iç içe olmak istiyordu. Bu yüzden ticareti bırakıp kamu hizmetine geçti. Şimdi Mucur İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde yardımcı destek personeli olarak görev yapıyor.

Evli, üç çocuk babası… 47 yıldır aynı sokakta, aynı mahallede, aynı adreste yaşamını sürdürüyor. Hayatında değişmeyen tek şey; sadakat, vefa ve inanç.

Milli ve manevi değerlere gönülden bağlı biri o. Gençlik yıllarında Ülkü Ocaklarının müdavimiydi. O yıllardan bugüne kadar Türk milletinin kültürünü, örfünü, töresini yaşatmak için durmadan çabaladı.

Onun için “Türk milleti” bir kimlik değil, bir mirastır. O mirası yaşatmak, gelecek nesillere taşımak da onun hayat gayesi olmuştur.

2004 yılı, hayatında dönüm noktalarından biridir. Aynı inançla, aynı sevdayla bir araya gelen bir grup gönül dostuyla birlikte Karacakurt Köyleri Türkmen Derneği’ni kurdular. O günden bu yana, 16 yıldır derneğin başkanlığını yürütüyor.

Serdar Güneş, siyasetten uzak, kültürün merkezinde kalmayı tercih etti.

“Türk kültürüne hizmet etmek için siyasete değil, sevdaya ihtiyaç var.” der.

Bu sevdayla yıllardır çalışıyor, üretiyor, topluyor, kaynaştırıyor.

Dernek kurulduğu günden bu yana Türkiye genelinde Yörük ve Türkmen dernekleriyle gönül köprüleri kurdu. Her yıl düzenlenen toylar, çalıştaylar, tiyatro ve konferanslarla hem Mucur’un hem Kırşehir’in adını Türkiye’ye duyurdu.

Şimdiye kadar Güzyurdu Köyü, Mucur ve Kırşehir merkezde tam yedi defa Karacakurt Türkmen Toyu düzenlendi.

Bu toylar, sadece bir eğlence değil; bir kültür şöleni, bir kardeşlik buluşmasıydı.

Her toyda Türk bayrağı dalgalandı, davullar vurdu, sazlar çaldı, yürekler bir oldu.

Bir ilke de imza attılar: Türkmen Kadın Çalıştayı.

Anadolu’nun ilk kadın teşkilatçısı olan Bacıyan-ı Rum’un kurucusu Fatma Bacı’nın memleketi Kırşehir’de bu çalıştayı yapmak, sadece bir etkinlik değil, tarihe saygının ifadesiydi.

Bu programlara Türkiye’nin dört bir yanından, 50’den fazla ilden yüzlerce Türkmen derneği temsilcisi katıldı.

En son 2025 yılında yapılan 7. Karacakurt Türkmen Toyu, 52 ilden 125 derneğin katılımıyla gerçekleştirildi.

650 kişiyi misafir ettiler. Sazlar çaldı, gönüller birleşti, kültürler buluştu.

Hem yaşadılar, hem yaşattılar.

Serdar Güneş’in hizmetleri sadece kültürle sınırlı kalmadı.

O, hayatın her alanında insanın yanında oldu.

Bir öğrenci deftersiz kalmışsa, “biz varız” dedi.

Bir çocuk üşüyorsa, “onun yüreğini ısıtmak bizim borcumuz” dedi.

Zorda kalan bir aileye gıda ulaştırdı, kimi zaman mont taşıdı, kimi zaman kalem.

2023 yılında yaşadığımız büyük depremde Hatay bölgesine giderek gıda, giysi, kırtasiye ve ihtiyaç malzemelerinin toplanması ve dağıtılması için bizzat sahada çalıştı.

Yardımları koordine etti, hemşehrilerinin elinden tuttu.

O günleri anlatırken “bizim derdimiz insan, bizde makam yok, gönül var” der.

Dernek faaliyetleri sayesinde Karacakurt Türkmenlerinin tarihi kökleri yeniden can buldu.

Yaklaşık 400 yıl önce Kırşehir-Nevşehir bölgesine göç eden Karacakurt Türkmenlerinin, Urfa Karacadağ’da yaşayan akrabalarıyla yeniden bağlantı kuruldu.

Dernekler karşılıklı ziyaretler düzenlemeye başladı; asırlık bir bağ yeniden filizlendi.

Nerede bir Türkmen Toyu varsa, Serdar Güneş ve ekibi oradaydı.

O her konuşmasında şu sözlerle başlar:

“Oğuz atamın yiğit evlatları!

Biz, Şeyh Edebali’nin doğduğu,

Hacı Bektaş Veli’nin nefes aldığı,

Yunus Emre’nin ilahiler söylediği,

Ahi Evran’ın ahiliği anlattığı,

Cacabey’in göğe bakıp yıldızları incelediği,

Âşık Paşa’nın Türkçe yazdığı,

Neşet Ertaş’ın Türkçe çığırdığı,

Türkçe’nin başkenti Kırşehir’den,

Gırşaar’dan geldik!”

Salondakiler bu sözleri her duyduğunda ayağa kalkar, alkışlar, “Hoş geldiniz!” derdi.

Çünkü o sadece Kırşehir’i değil, Kırşehir’in ruhunu taşırdı.

Tüm bu çalışmalarını hiçbir menfaat, çıkar, makam gözetmeden yaptı.

Kendisi ve ekibi, “gönüllü kültür elçileri” olarak anılır.

Onlara göre her Türkmen yağlığı bir nişan, her toy bir dua, her kardeşlik eli bir sadakadır.

Serdar Güneş, “Bizim davamız insanın iyi olması, Türk’ün töresinin yaşaması davasıdır.” der.

Ve ekler:

“Eğer Anadolu’da Türk Milleti kıyamete kadar yaşayacaksa, Türk’ün töresi de yaşayacaktır.”

Bir Türkmen Duasıyla...

Bugüne kadar yanlarında olan, destek veren, gönül veren herkese teşekkür eder.

Her zaman ataların sözünü hatırlar:

“Tek elle alkış çalınmaz, tek taşla duvar örülmez.”

O, bu mücadelenin bir ekip işi olduğunu bilir.

Der ki:

“Biz kökümüzü bilen, geçmişinden güç alan insanlarız. Ulu çınarı besleyen kökleridir; biz o köklerden biriyiz. O çınara su taşımaya, geleceğe ışık olmaya devam ediyoruz.”


Ve sözlerini bir Türkmen duasıyla bitirir:

“Ay gökte kaldıkça,

Ak sakallı ulu kocaların,

Eli kınalı ulu anaların duası,

Türk milletinin üzerinde olsun.”


Son Söz

Serdar Güneş, bir dernek başkanı olmanın ötesinde;

Bir gönül insanı, bir kültür sevdalısı, bir memleket aşığıdır.

Kırşehir’e, Mucur’a ve Türkmen kültürüne kattıklarıyla, adı “Kırşehir’e Değer Katanlar” arasında altın harflerle yazılmıştır

Yorumlar