Zeynep Nur Küçük'ün hikâyesi, işte tam o ilk an'ın filizlenip bir çınar
olmasının hikâyesi.
1977 Türkiye’si…
O yıllarda erkek evlada soy sürdürecek düşüncesiyle çok kıymet verilirdi.
Zeynep, ailenin ikinci kız çocuğu olarak dünyaya geldi.
Annesi Zeynep, sevgiyle bağrına bastı.
Babası Ahmet ise, Kızım okuyacak, kendi ayakları üzerinde duracak, diyerek
aşıladı ona azmi ve çalışkanlığı.
Annesinin sevgisi
yüreğine, babasının azmi ise ruhuna işlemişti. Belki de erkek evlat
bekleyenlere inat, “Ben de buradayım, ben de yapacağım...” deme cesaretiydi bu.
Ve o cesaret, ona en
güzel sığınağı buldurdu... Yazmayı.
Eline geçen saman kâğıtları, onun için sihirli defterlerdi. O defterlere
dünyasını, hayallerini, belki de içindeki o görülme isteğini aktardı.
"Yazı, sığınılacak en güvenli limandır," sözü boşuna değilmiş, onun
hayatı bunun canlı kanıtıydı.
Kırşehir’in Mucur
ilçesinde, saman kâğıtlara yazılar yazan bir kız, “Ben okuyacağım...” diye
tutturunca kimileri şaşırdı.
Ama o, azmin ne demek olduğunu biliyordu.
Teknik liseyi bitirdi, ardından Gazi Üniversitesi Elektrik Bölümü’nü kazandı.
Kendi alanında iş bulamadı belki ama asla “Pes ettim...” demedi.
Hayat ona ne getirirse getirsin, o hep üretti, hep yazdı. Çünkü yazmak onun
nefesiydi.
1999’da Aytekin Bey’le
evlenip yuvasını kurdu. Üç kız çocuğu büyüttü. Ama o kalemi hiç bırakmadı.
Çocuklarına ders çalıştırırken, o da onlarla birlikte oturur, okur, yazardı.
Ben okursam, onlar da okur, diye düşünen bir anneydi.
Lafla değil, hâliyle örnek oldu.
Büyük kızı İngilizce öğretmeni, ortanca kızı kimya mühendisliği yolunda, en küçüğü
ise lisede.
Hepsi, annelerinin açtığı yoldan emin adımlarla yürüyor. Çünkü Zeynep Hanım
şuna inanıyor...
“Çocuklar dilden değil, gözden alır.” Sen ne yaparsan, onlar da onu
görür.
Annesinden aldığı
sevgiyi, babasından aldığı azmi hayatının her zerresine katmış, bu değerlerle
yoğurmuştu hayatını.
Yazarlığı da işte bu yoğrulmanın en güzel meyvesiydi.
İlk kitabını yirmi yılda tamamladı… Kitabın adı: Annemi Ben Büyüttüm,
bir annenin yüreğinden süzülen en saf duygulardan doğdu.
Kırşehir Çiğdem Gazetesi’ndeki yazılarında hep kadınların, annelerin ve azmin
sesi oldu.
Kadınlara sesleniyor... Pes etmeyin,
azmedin...
Çünkü kendisi, azmin neleri başarabileceğinin canlı bir örneği.
Çocuklara olan sevgisi,
onu çocuk edebiyatına yöneltti.
Şimdi Kırşehirli çocuklar onu tanıyor, kitaplarını okuyor, sokakta görünce koşa
koşa gelip boynuna sarılıyor.
Yeni kitabınız ne zaman çıkacak? diyen minik yürekler, onun için en büyük
motivasyon. Yazma ateşini körükleyen en güzel rüzgâr…
Kitaplarında iyilik
her zaman kazanır.
Kahramanları hep dürüst, çalışkan ve saygılıdır.
Çünkü o sadece hikâye anlatmıyor, kelimelerle birlikte değerleri de nakış gibi
işliyor çocukların yüreğine.
Çocuk kitabı yazmanın kolay olmadığını, her kelimenin özenle seçilmesi
gerektiğini söylüyor.
Ve ilk eleştirmenleri, en samimi okurları kendi çocukları.
Onların gözüyle bakar, onların yüreğiyle dinler, eksiklerini tamamlar.
Zeynep Hanım, hâlâ çocuk
kalabilmiş, hayata çocuk gözüyle bakabilen bir yazar.
Onun hikâyesi bize şunu haykırıyor...
İmkânsız gibi görünen yollar, inanç ve azimle aşılır.
Yeter ki yüreğinde cesaret, elinde emek olsun.
Çocukların Gönlünde Taht Kuran Yazar
İlk kitabım Ahi Evran’la Kırşehir Gezisi’ydi,
diye anlatıyor.
Çocukların renkli dünyasına o kitapla ilk adımımı attım.
O adımdan sonra bir daha hiç durmadı. Kalemi hep onlar için, onların anlayacağı
dilden yazdı.
Kitaplarında dürüstlük, çalışkanlık, azim gibi değerleri işliyor.
Benim kahramanlarım hep dürüst, azimli çocuklardır.
Onlar ne kadar güçlü olursa, o kadar çok çocuk Ben de yapabilirim... der, diye
ekliyor.
Bir çocuk kitabı yazarken
en çok nerede zorlanıyorsunuz? diye soruyorum.
Yüzünde sıcak bir gülümseme beliriyor...
Başlamakta... İlk on sayfa hep zor gelir, içimde bir direnç olur.
Ama bir kere başlayınca, sonrası su gibi akar gider.”
Gündüz işte, akşam evde,
anne, eş…
Zor, hem de çok zor, diyor içini çekerek.
Ama hemen ardından yüreğindeki inancı dile getiriyor...
“Ama insan sevince, ne yapar eder, sevdiği işe zaman ayırır.”
Yazmak onun için bir sevda…
İlhamını en çok kütüphanelerde
buluyor.
Sık sık kütüphaneye giderim. En dipteki köşede bir masa vardır, hep orada
yazarım.
Belki de o sessizlikte kendi çocukluğunun sesini duyuyor, o masada hayallerini
yeniden yeşertiyor.
Kırşehirli çocukların ona
olan sevgisi ise başka bir dünyanın kapısını aralıyor.
Kaman’da bir çocuk, bir hafta boyunca beni sormuş.
Ne zaman gelecek? diye...
Sonra beni görünce öyle bir sarıldı ki... İşte dedim, bu benim aldığım en büyük
ödül.
Yazar olmanın, emek vermenin gerçek karşılığı, işte tam da o minik yüreklerin
attığı andadır.
Yeni Kitaplar, Yeni Umutlar Yolda
Şimdi yeni kitaplar
yolda... Sanal Casus ve Zehirli Kristal.
Biri sanal dünyanın sinsi tuzaklarını, diğeri uyuşturucunun amansız tehlikesini
anlatıyor çocuklara.
Onları korkutmadan, ürkütmeden bilinçlendirmek istedim, diyor.
Yani o, sadece bir hikâye anlatıcısı değil, topluma karşı sorumluluğunu da
omuzlarında hisseden bir nefer.
Bugün sokakta karşılaştığı
genç kızlar, kadınlar ona,
Hocam, siz bizim idolümüzsünüz, diyor.
Bu sözler onun için dünyanın en değerli ödülünden daha kıymetli.
Çünkü tek bir gayesi var...
Kadınlara Mücadele et ruhunu,
çocuklara ise Umut hep var
mesajını bırakmak.
Kadınlar pes etmesin,
diyor yüreğinin sesini yükselterek.
Siz bitti demeden hiçbir şey bitmez. Çalışın, inanın, sabırlı olun. Çünkü azmin
elinden hiçbir şey kurtulmaz.
Belki de Zeynep Nur
Küçük’ün kalemi, o saman kâğıtlarına düşen ilk satırdan beri hep aynı şarkıyı
söylüyordu...
Bir insan yazıyorsa, hâlâ umudu var demektir.
Ve o, hâlâ aynı
içtenlikle, aynı inançla tekrarlıyor...
Sevindim, yazdım... Üzüldüm, yazdım... Çünkü yazmak, benim nefesim.
İşte Kırşehir’in
bağrından, saman kâğıtlardan dünyalara uzanan, yürekten, samimi ve herkese
ilham olacak bir hayat hikâyesi daha…

Yorumlar
Yorum Gönder